Kategori arşivi Uncategorized

C’est la galère

 

“C’est (la) galère” ya da “quelle galère” ifadeleri Fransızlar tarafından kullanılan samimi (familier) ifadelerdir. Kelime anlamına bakılarak ifadenin nasıl oluştuğunu anlamak daha kolay olacaktır.

“Une galère” kadırga anlamına gelen eski bir denizcilik kelimesidir. Kadırgalar hem yelkenle hem de kürekle yol alan savaş gemileridir. Kadırgalarda, kürek çekmeye zorlanan suçlular, yani kadırga köleleri (des galériens) vardır. Kürek çekmek oldukça zahmetli ve zor bir iş olduğundan, bu iş ceza olarak suçlulara verilir.

Très utilisé dans le langage familier

Galérer” fiil anlamı olarak mücadele etmek, zor zamanlar geçirmek veya güçlük çekmek anlamlarına gelmektedir. Hem fiil olarak (galérer) hem de isim gibi (la galère) kullanılabilir.

  • Je galère à apprendre le français. (Fransızca öğrenmekte zorlanıyorum.)
  • Elle galère à trouver un job. (İş bulmakta zorlanıyor.)
  • La galère continue pour certains étudiants. (Bazı öğrenciler için mücadele devam ediyor.)
  • Nous sommes tous dans la même galère. (Hepimiz aynı sıkıntıyı yaşıyoruz. / Aynı gemideyiz.)
  • Après une année de galère, ils partent enfin en vacances. (Zor bir yılın sonunda, nihayet tatile çıkıyorlar.)
  • On est dans la galère, on a des difficultés financières ! (Sıkıntıdayız, maddi zorluklar yaşıyoruz!)

 

Fransızcada kullanılan c’est (la) galère ifadesi; zor, can sıkıcı, zahmetli ve güç bir durumu ifade etmek için kullanılır.

C’est une situation délicate, difficile, pénible, complexe.

 

  • Je travaille douze heures par jour dans des conditions difficiles. C’est très fatigant. C’est (la) galère.

Bu durumun zorluğunu ya da can sıkıcılığını belirtmek için “c’est (la) galère” ifadesi kullanılmıştır.

  • Elle a quitté son emploi et elle essaie de trouver de l’emploi. Mais c’est (la) galère pour ma copine. (O, işinden ayrıldı ve iş bulmaya çalışıyor. Ama bu, kız arkadaşım için zor bir durum.)

 

📌Aynı ifadenin zamana göre çekimleri şu şekildedir:

Geçmişteki bir durumdan bahsederken: “c’était la galère”

Gelecekteki bir durumdan bahsederken: “ça va être la galère”

  • C’était la galère pour rentrer chez nous ! (Eve dönmek tam bir eziyetti!)
  • C’était la galère, ce devoir ! (Bu ödev tam bir eziyetti!)
  • 3 examens en deux jours ? Ça va être galère… (İki günde üç sınav mı? Çok zor olacak…)

 

Bazı haber başlıklarından örnekler:
 
 
 

(Se) Rencontrer / (Se) Retrouver / (Se) Voir

(Se) Rencontrer :

Synonymes : voir par hasard, faire connaissance

Bu fiil “tesadüfen karşılaşmak ya da tanışmak” anlamında kullanılmaktadır.

J’ai rencontré mon amie dans la rue. -rencontrer-

(Yolda arkadaşımla karşılaştım.)

  • On s’est rencontrés au cinéma. -se rencontrer-

(Sinemada karşılaştık.) 

  • Elle a rencontré son mari au travail il y a deux ans. -rencontrer-

(Kocasıyla iki yıl önce işte tanıştı.)

  • Lila et moi, nous nous sommes rencontrées sur une appli il y a deux mois, et puis nous nous sommes rencontrées par hasard au supermarché. -se rencontrer-

(Lila ve ben iki ay önce bir uygulama üzerinden tanıştık ve sonra süpermarkette karşılaştık.)

  • Comment vous vous êtes rencontrés ? -se rencontrer-

(Nasıl tanıştınız?)

 

(Se) Retrouver : pour un rendez-vous organisé

Synonymes : se réunir, se donner rendez-vous

Bu fiil “buluşmak” anlamında kullanılmaktadır.

  • Ce soir, je retrouve mes amis au cinéma. -retrouver-

(Bu akşam sinemada arkadaşlarımla buluşacağım.)

  • Vous allez vous retrouver à quelle heure aujourd’hui ? -se retrouver-

(Saat kaçta buluşacaksınız?)

  • Est-ce que tu as retrouvé ton copain hier ? -retrouver-

(Dün erkek arkadaşınla buluştun mu?)

 

(Se) Voir :

Bu fiil “görüşmek” anlamında kullanılmaktadır.

  • Tous les jours après les cours, je vois ma copine. -voir-

(Dersten sonra her gün kız arkadaşımla görüşüyorum.)

  • On se voit ce soir ? -se voir-

(Bu akşam görüşüyor muyuz?)

  • Ils ont rompu. Ils ne se voient plus.

(Ayrıldılar. Artık görüşmüyorlar.)

Trouver / Se trouver / Se retrouver

Trouver :

“Bulmak” anlamına gelmektedir. Bu fiilin kullanım yeri oldukça geniştir.

  • Elle a trouvé une clé. (Bir anahtar buldu.)
  • J’ai trouvé un emploi. (Bir iş buldum.)
  • Nous avons trouvé un billet de dix euros par terre. (Yerde on euro bulduk.)
  • Je trouve que tu as raison. (Seni haklı buluyorum.)
  • Je trouve assez dégueulasse ce qu’on lui a fait. (Ona yapılan şeyi iğrenç buluyorum.)
  • Je vous trouve très belle. (Sizi çok güzel buluyorum.)
  • Je trouve ça génial. (Bunu harika buluyorum.)

 

Se trouver :

Bu fiil, “bulunmak” anlamında kullanılmaktadır.

  • Où se trouve Madagascar exactement ? (Madagaskar tam olarak nerede bulunur?)
  • La réponse se trouve dans la dernière ligne. (Cevap son satırda.)
  • Quand j’étais petite, Je me trouvais moche, grosse, horrible. (Küçükken kendimi çirkin, şişman ve korkunç buluyordum.)
  • On se trouve belles. (Kendimizi güzel buluyoruz.)
  • À l’intérieur, le corridor mène vers une aire ouverte où se trouvent la cuisine, le salon et la salle à manger. Une impressionnante salle de lavage se trouve au rez-de-chaussée. (İçeride, koridor; mutfak, oturma odası ve yemek odasının bulunduğu açık bir alana açılıyor. Zemin katta etkileyici bir çamaşır odası yer almaktadır.)

 

Retrouver :

Bu fiil, “(tekrar) bulmak ya da buluşmak” anlamında kullanılmaktadır.

  • La police a retrouvé sa voiture volée. (Polis, çalınan arabasını buldu.)
  • Elle a été retrouvée le vendredi 10 juin dans une maison fermée à clé. (10 Haziran Cuma günü kilitli bir evde bulundu.)
  • Je travaille dur pour retrouver mon meilleur niveau. (En iyi halime dönmek için çok çalışıyorum.)
  • La perte de goût fait partie des symptômes fréquents du Covid-19. Près de la moitié des malades le retrouvent en moins de deux semaines. (Covid-19’un yaygın semptomlarından biri tat kaybıdır. Hastaların neredeyse yarısı, bu kaybı iki haftadan daha kısa sürede yeniden kazanır.)
  • Ce soir, je retrouve mes amis au cinéma. (Bu akşam sinemada arkadaşlarımla buluşacağım.)

 

Se retrouver :

Bu fiil, “bulunmak, görüşmek” anlamlarında kullanılmaktadır.

  • Après trois heures de marche, nous nous sommes retrouvés à notre point de départ. (Üç saatlik yürüyüşün ardından kendimizi başlangıç ​​noktamızda bulduk.)
  • Le conducteur a voulu éviter des animaux qui traversaient la route mais il s’est retrouvé dans le fossé. (Sürücü, yolun karşısına geçen hayvanlardan kaçınmak istedi fakat kendini hendekte buldu.)
  • On se retrouvera ? (Biz buluşacağız mı?)
NOTE :

Si ça se trouve : eğer öyleyse, belki

  • Si ça se trouve, il est en train de changer. (Öyleyse, o değişiyor.)

Günün İfadesi: Ça te dit ?

Synonymes : Ça te tente ? / Ça t’intéresse ? 

♣Bu ifade genellikle, birilerini sosyal bir etkinliğe vs. davet ederken kullanılır. “Ne dersin?”, “sana uyar mı?” gibi anlamlara gelmektedir.

  • Ça te dit un café ?

(Bir kahveye ne dersin?)

  • Sortir ce soir ! Ça te dit ?

(Bu akşam dışarı çıkmak! Sana uyar mı?)

  • On va aller au cinéma ce week-end. Ça te dit ?

(Bu hafta sonu sinemaya gideceğiz? Gelmek ister misin?)

  • Tu viens avec nous si ça te dit.

(İstersen bizimle gelebilirsin.)

  • Ça te dit de manger une pizza ?

(Pizza yemek ister misin?)

  • Ça te dit d‘aller boire un verre ?

(Bir şeyler içmeye ne dersin?)

 

♣“Ça te dit ?” diye soru sorulduğunda “oui” ya da “non” şeklinde cevap verilebilir. Daha uzun cevap vermek istenirse, örnek olarak şunlar da tercih edilebilir:

  • Oh, ça me dit bien !
  • Non, ça ne me dit rien.
  • Non, ça ne me dit pas trop.

 

♣Daha kibar şekilde sormak için “Ça vous dit ?” şeklinde de tercih edilebilir.

♣Bu ifadenin aynı zamanda conditionnel çekimi de kullanılmaktadır.

  • Ça te dirait de passer un week-end à Paris ?

(Hafta sonunu Paris’te geçirmeye ne dersin?)

  • Ça te dirait de venir avec moi ?

(Benimle gelmek ister misin?)

 

Note :

Ça te dit que + subjonctif

  • Ça te dit qu’on emménage ensemble ? (Birlikte eve çıkmaya ne dersin?)
  • Si ça te dit qu’on se voit, ça serait chouette. (Görüşmek istersen, harika olur.)
  • Ça te dit qu’on fasse un truc, ce week-end ? (Bu hafta sonu bir şeyler yapalım mı, ne dersin?)

Ça me dit / Ça m’dit

Ça te dit / Ça t’dit

Ça lui dit

Ça nous dit

Ça vous dit

Ça leur dit

 
 
Attention :

♣“Ça te dit quelque chose ?”  farklı bir anlamda kullanılmaktadır. “Bir şey hatırlatıyor mu?” ya da “Bunun hakkında bir şey biliyor musun?” gibi anlamlara gelmektedir.

Synonymes : Ça te parle ? / Tu vois de quoi il s’agit ?

  • Gérard Depardieu, ça te dit quelque chose ? (Gérard Depardieu sana bir şeyler çağrıştırıyor mu ?)

Oui, ça me dit quelque chose.

  • Ça te dit quelque chose, le groupe Z. (Z grubu hakkında bilgin var mı?)

Non, ça ne me dit rien.

  • Ça te dit quelque chose, un bagage oublié à la voie 16 ? ( 16. peronda unutulan bagaj hakkında bir bilgin var mı ?)

Retourner, Revenir, Rentrer

RENTRER : to go home

Bu fiil, “geri dönmek” anlamında kullanılır. Geri dönülen yer, ait olunan yeri belirtir ve bu; bir ülke, şehir, daire vs. olabilir.

  • Je vais partir le 2 en vacances et je vais rentrer le 10.

(Ayın ikisinde tatile gideceğim ve onunda geri döneceğim.)

  • Je m’amuse bien mais je suis très fatigué(e). Je rentre à la maison.

(Eğleniyorum ama çok yorgunum. Eve dönüyorum.)

  • Elle rentre au Japon pour voir sa famille.

(Ailesini görmek için Japonya’ya dönüyor.)

  • Nous avons vécu pendant 4 ans en France mais après nous sommes rentrés en Turquie.

(4 yıl Fransa’da yaşadık ama sonra Türkiye’ye döndük.)

  • Le bateau rentre au port avec un mort et trois blessés.

(Tekne, bir ölü ve üç yaralıyla limana dönüyor.)

 

REVENIR : to come back

Bu fiil, “geri gelmek” anlamına gelmektedir. Belirli bir zaman içerisinde, hareketin başlama noktasına geri dönme eylemini ifade etmek için kullanılır. Geri dönülen yer, o an için hareketin başladığı yerdir.

 

  • Je vais chercher mon portefeuille chez le coiffeur, je reviens dans cinq minutes.

(Kuaförden cüzdanımı alacağım, beş dakikaya gelirim.)

  • Vous pouvez revenir plus tard ?

(Daha sonra gelebilir misiniz?)

  • Est-ce que tu peux revenir la voir ?

(Onu görmeye tekrar gelebilir misin?)

 

RETOURNER : to go back

Bu fiil, “geri gitmek” anlamına gelmektedir. Daha önce bir ya da birkaç kez bulunulan bir yere tekrar gitmeyi ifade etmek için kullanılır.

  • On a adoré la Turquie et on y retourne l’année prochaine.

(Türkiye’yi çok sevdik. Gelecek yıl oraya tekrar gideceğiz.)

  • J’aime bien ce restaurant. Le plat est très délicieux. J’ai envie d’y retourner.

(O restorantı çok beğeniyorum. Yemeği çok lezzetli. Oraya tekrar gitmek istiyorum.)

  • Je suis rentré(e) chez moi après l’école et j’ai oublié mon portefeuille sur la table. Maintenant, j’y retourne et je reviens dans 10 minutes.

(Okuldan sonra eve döndüm ve cüzdanımı masanın üzerinde unuttum. Şimdi tekrar oraya gidip, 10 dakika içinde döneceğim.)

Attention:

Revenir, geri gelmek diye çevrilirken retourner’nin geri gitmek diye çevrilmesindeki fark: revenir’de bahsedilen yer o sırada bulunulan yerdir fakat retourner’de bahsedilen yer daha önce bulunulan bir yer, dolayısıyla o sırada bulunulmayan bir yerdir.
 
 
Retourner fiilinin cümle içinde diğer kullanım yerleri  ise;

◊ Laissez la viande ainsi environ 1 ou 2 minutes pour la faire bien colorer. Ensuite retournez là.

(Eti iyice kızarması için yaklaşık 1 veya 2 dakika bu şekilde bırakın. Sonra çeviriniz.)

◊ Puis-je retourner un livre avant l’échéance?

(Son teslim tarihinden önce bir kitabı iade edebilir miyim?)

◊ il refuse obstinément de retourner dans son lit.

(İnatla yatağına dönmeyi reddediyor.)

◊ Retournez à votre place s’il vous plait !

(Lütfen yerinize dönünüz!)

Günün Bilgisi: emmener ou amener, apporter ou emporter ?

Emmener ou Amener :

Bu iki fiil de “mener” fiilinden türemiştir. Anlam olarak birbirlerine oldukça yakındır.  Canlı varlıklarla veya taşınamayan nesnelerle birlikte kullanılırlar. Ama bu iki fiilin arasında küçük bir fark vardır.

Emmener : getirmek, götürmek
 
 
Synonymes : conduire – mener – transporter – accompagner
  • J’emmène les enfants au théâtre.

(Çocukları tiyatroya götürüyorum.)

Bu cümleden, evden çocuklarla birlikte ayrıldığım ve tiyatro izlemek için onlarla birlikte orada kaldığım, anlamı çıkıyor.

  • Plusieurs études montrent, les employés qui emmènent leur chien au bureau sont moins stressés.

(Birçok araştırma, köpeklerini ofise götüren çalışanların daha az stresli olduğunu gösteriyor.)

Bu cümleden, işe kendileriyle birlikte köpeklerini de götürdükleri, anlamı çıkıyor.

  • Aujourd’hui, c’est son anniversaire. Il emmènera sa copine au restaurant.

(Bugün onun doğum günü. Kız arkadaşını restorana götürecek.)

 

Amener : getirmek, götürmek
 
 
Synonymes : conduire – transporter – faire venir – pousser – avoir pour conséquence – causer
  • J’amène mes enfants au théâtre.

(Çocukları tiyatroya götürüyorum.)

Bu cümleden, çocukları sinemaya götürüyorum ancak onları bırakıp oradan ayrılıyorum, anlamı çıkıyor.

  • Cette voiture vous amène à la station que vous avez demandée.

(Bu araba sizi istediğiniz istasyona götürür.)

  • J’amène la voiture au garage.

(Arabayı tamirciye götürüyorum.)

  • Qu’est-ce qui vous amène ici ?

(Sizi buraya getiren nedir?)

  • Je t’amène à ton rendez-vous en voiture.

(Toplantına seni arabayla götürürüm.)

  • La crise économique a amené des problèmes sociaux.

(Ekonomik kriz sosyal sorunları da beraberinde getirmiştir.)

 

Ramener : geri getirmek, geri götürmek
 
 
Synonymes : amener – emmener de nouveau (une seconde fois, encore une fois)
  • Elle a ramené son enfant chez le médecin car il est retombé malade.

(Tekrar hastalandığı için çocuğunu doktora geri getirdi.)

 

Apporter ou Emporter :

Bu iki fiil “porter” fiilinden türemiştir. Yanınızda taşıyabileceğiniz nesneler için kullanılır.

Apporter : getirmek

 

 

  • J’apporte le roman à mon amie.

(Romanı arkadaşıma getireceğim.)

Bu cümle, arkadaşıma romanı götürüp ona bıraktığım anlamı taşır.

  • Apportez-le-moi.

(Onu bana getir.)

  • Tu peux m’apporter mes lunettes ?

(Bana gözlüklerimi getirebilir misin?)

  • C’était l’anniversaire de Lila, j’ai apporté un gâteau à la fête.

(Lila’nın doğum günüydü, partiye pasta getirdim.)

 

Emporter : götürmek, yanına almak

 

 

  • J’emporte un parapluie.

(Şemsiye götürüyorum.)

  • Vous faites des plats à emporter ?

(Paket servisi yapıyor musunuz?)

  • J’emporte toujours de la crème solaire quand je vais à la plage.

(Sahile gittiğimde her zaman güneş kremi alırım.)

  • Voici ce qu’il faut emporter pour être belle en vacances.

(İşte tatilde iyi görünmek için götürmeniz gerekenler.)

Le vocabulaire de la famille

 

Les parents : Ils sont la mère et le père.
(Les parents, anne ve babadan oluşan ebeveyn kelimesi yerine kullanılır.)
Les grands-parents : Ils sont le grand-père et la grand-mère du côté paternel ou maternel.
(Les grands-parents, anne ve babanın ebeveynlerini kasteder.)
Les arrière-grands-parents : Ils sont père et mère des grands-parents.
(Les arrière-grands-parents, nene ve dedelerin ebeveynlerini kasteder.)
Les beaux-parents : Ils sont père et mère du conjoint.
(Les beaux-parents, kayınpeder ve kayınvalideyi kasteder.)

 

  • Vous avez des frères et des sœurs ? (Sizin kardeşiniz var mı?)
  • J’ai deux sœurs et un frère. (Benim iki kız kardeşim ve bir erkek kardeşim var.)
  • Je n’ai pas de frères et sœurs. (Benim kız kardeşim de erkek kardeşim de yok.)
  • Je n’ai ni frères ni sœurs. (Ne erkek ne kız kardeşim var.)
  • Je suis enfant unique. (Tek çocuğum.)
  • Je suis fils unique. / Je suis fille unique. (Tek çocuğum.)

 

  • Je suis marié(e). (Ben evliyim.)
  • Est-ce que tu es célibataire ? (Bekar mısınız ?)
  • Elle est veuve. / Il est veuf. (O dul.)
  • Je suis divorcé(e) (Ben boşandım.)

 

L’aîné(e) : ilk çocuk

  • Vous êtes le premier de la fratrie. (Siz, kardeşlerin ilkisiniz.)
  • L’aîné lutte pour garder sa place de favori dans la famille. (En büyük çocuk, ailede en sevdiği yeri korumak için mücadele eder.)

Le cadet(te) : ortanca çocuk

  • Vous êtes le cadet. Pas de chance, vous êtes un peu coincé au milieu. (Siz ortanca çocuksunuz. Şansınız yok, biraz ortada kaldınız.)

Le benjamin(e) : en küçük çocuk

  • Le benjamin d’une fratrie est le dernier né, il peut donc être le second comme le cinquième ! (Kardeşlerin en küçüğü son doğandır, bu nedenle beşinci olabildiği gibi ikinci de olabilir.)

 

Manquer ?

Manquer fiilinin birkaç anlamı bulunmaktadır. Bu fiilin aldığı edatlara ve cümle içinde hangi anlamda kullanıldığına dikkat etmek gerekir.

manquer + quelque chose

kaçırmak, yetişememek

  • J’ai manqué mon avion. (Uçağımı kaçırdım.)
  • Voici les nouveaux films et séries à ne pas manquer. (İşte kaçırılmaması gereken yeni filmler ve diziler.)
  • On va manquer la première réunion. (İlk toplantımızı kaçıracağız.)

 

manquer de + quelque chose

den yoksun olmak, eksik olmak

  • Cette femme manque d’expérience. (Bu kadın deneyimsiz.)
  • Elle devrait être heureuse, elle ne manque de rien. ( Mutlu olmalı, hiçbir eksiği yok.)
  • Ma soupe manque de goût. (Çorbamın tadı yok.)

 

manquer de + verbe

az kalsın -mek, neredeyse -mek

  • J’ai ​manqué de rater son train. (Neredeyse trenini kaçırıyordum.)

 

ne pas manquer de (+ infinitif)

 Olumsuz yapıda “unutmamak” ya da “emin olmak” gibi anlamlara gelmektedir.

  • Ne manquez pas d’y être. (Orada olmayı unutmayınız.)
  • Elle ne manquera pas de vous prévenir dès qu’elle aura des nouvelles. (Duyar duymaz size haber vereceğinden emin olabilirsiniz.)

 

manquer à quelqu’un / quelque chose

özlenmek, eksik olmak

  • Mia manque à Lila. (Lila Mia’yı özlüyor.)
  • Est-ce je te manque ? (Sen beni özlüyor musun?)
  • Mes parents me manquent. (Ailemi özlüyorum.)
  • J’ai identifié mes erreurs et ce qui m’a manqué. (Hatalarımı ve eksiklerimi tespit ettim.)
  • Qu’est-ce qui manque? (Ne eksik?)

Günün İfadesi: C’est férié

Férié (adj)

 Dini veya resmi bayram nedeniyle çalışılmayan, tatil olan gün.  Fransa’da her yıl 11 gün geleneksel olarak resmi tatildir,  1 Mayıs veya yeni yılın ilk günü gibi.

(Se dit d’un jour où on ne travaille pas, pour cause de fête religieuse ou civile. Chaque année, 11 jours sont traditionnellement fériés en France.  Comme le 1er mai ou le jour de l’an.)

 

Le calendrier des jours fériés 2021 est le suivant : (2021 resmi tatil takvimi aşağıdaki gibidir):

1. Jour de l’an : vendredi 1er janvier 2021
2. Lundi de Pâques : lundi 5 avril 2021
3. Fête du Travail : samedi 1er mai 2021
4. Fête de la Victoire de 1945 : samedi 8 mai 2021
5. Jeudi de l’Ascension : jeudi 13 mai 2021
6. Lundi de Pentecôte : lundi 24 mai 2021
7. Fête nationale : mercredi 14 juillet 2021
8. Assomption : dimanche 15 août 2021
9. Toussaint : lundi 1er novembre 2021
10. Armistice de 1918 : jeudi 11 novembre 2021
11. Noël : samedi 25 décembre 2021.

 

♦ Quels sont les jours fériés en 2021 ? (2021 resmi tatil günleri nelerdir?)

♦ Le 14 juillet est un jour férié en France. (14 Temmuz, Fransa’da resmi tatildir.)

♦ Noël est un jour férié. (Noel, resmi tatildir.)

♦ Il n’y a pas de jour férié  cette semaine. (Bu hafta, resmi tatil yok.)

♦ J’ai une bonne nouvelle pour toi. Aujourd’hui c’est férié, on ne bosse pas. (Senin için iyi haberlerim var.  Bugün tatil, çalışmıyoruz.)

Négation complément d’objet direct

Eğer olumlu bir cümlede  belirtili nesne (COD) belirsiz tanımlıkla (un, une, des) ya da parçasal tanımlıkla (du, de la, de l’) başlarsa bu tanımlıklar olumsuz cümlede “de/d'” ile yer değiştirir. Burada “de” cümleye “hiç” anlamı katar da diyebiliriz.

(Dans les phrases négatives, les articles indéfinis unune et des et les articles partitifs dude la et de l’ sont remplacés par de ou d’ devant le complément d’objet direct.)

− Tu as des enfants ? (Çocukların var mı?)

− Non, je n’ai pas d’enfants. (Hayır, (hiç) çocuğum yok.)

 

– Est-ce qu’elles ont des problèmes ? (Onların sorunları mı var?)

– Non, elles n’ont pas de problèmes. (Hayır, sorunları yok.)

 

− Avez-vous des frères ou des sœurs ? (Erkek ya da kız kardeşlerin var mı?)

− J’ai deux frères mais pas de sœurs.  (İki erkek kardeşim var ama kız kardeşim yok.)

 

− Est-ce que tu veux de la glace ? (Sen dondurma ister misin?)

− Non, je ne veux pas de glace. (Hayır, ben dondurma istemem.)

 

− J’aime bien faire du sport. (Spor yapmayı çok severim.)

− Je n’aime pas faire de sport. (Spor yapmayı sevmem.)

 

♥  − Vous n’avez pas donné de conseils à Mia ? (Mia’ya herhangi bir tavsiye vermedin mi?)

− J’ai donné des conseils à Mia. (Mia’ya tavsiyeler verdim.)

error: İçerik Kopyalanamaz!