Yıllık arşiv Kasım 27, 2025

IMPARFAIT ve PASSÉ COMPOSÉ

 

Kullanım

Imparfait

Passé Composé

Alışkanlık

✔️

✖️

Tasvir/ arka plan

✔️

✖️

Devam eden eylem

✔️

✖️

Ani, bitmiş olay

✖️

✔️

Tamamlanmış olaylar zinciri

✖️

✔️

 

  • Hier, j’ai lu un article très intéressant. Il parlait des effets du stress sur la santé.

(“Dün ilginç bir makale okudum.”) Bu cümlenin ilk kısmı ana eylemi anlatır. Tek seferlik, tamamlanmış bir olaydır. Bu yüzden passé composé kullanılır.

(“Stresin sağlık üzerindeki etkilerinden bahsediyordu.”) Bu kısım, makalenin genel içeriğini / konusunu tasvir eder. Bu yüzden imparfait kullanılır.

 

  • Quand il est arrivé à la maison, il a allumé la lumière et il a préparé un café. (Eve gelince ışığı yaktı ve kahve yaptı.)

Ardışık olaylar → passé composé kullanılır.

 

  • Je lisais tranquillement dans le salon quand quelqu’un a frappé à la porte. (Biri kapıyı çaldığında oturma odasında sakince kitap okuyordum.)

Süren, arka plan eylemi → imparfait

Anlık, hikâyeyi ilerleten eylem → passé composé

 

  • Quand j’habitais à Lyon, je prenais toujours le bus pour aller à l’université. (Lyon’da yaşadığım sürede hep otobüse binerdim.)

Sürekli alışkanlık = imparfait

 

  • Quand j’étais enfant, je rêvais d’être pilote. (Çocukken pilot olmayı hayal ederdim.)

Geçmişe dair hatıralar = imparfait

 

  • J’ai terminé le travail pendant que tu étais en vacances. (Sen tatildeyken işi bitirdim.)

Geçmişte tamamlanan eylem → passé composé / O sırada devam eden durum → imparfait

  • Si j’avais du temps, j’apprendrais une langue étrangère. (Vaktim olsaydı, yabancı dil öğrenirdim.)

Şartlı cümlelerde, şimdiki zaman için varsayım yapmak. (si + imparfait + conditionnel présent)

 

Not: Aynı cümlede, anlatımın bağlamına göre her iki zaman da kullanılabilir, ama anlam farklılaşır:

Imparfait = süreç

Passé composé = tekil olay -Geçmişte bir kez olmuş, belirli bir zamanda meydana gelmiş olay-

  • Quand Sophie préparait son examen, elle était très nerveuse. (Sophie sınavına hazırlanırken çok gergindi.)
  • Quand Sophie a préparé son examen, elle a été très nerveuse. (Sophie sınavını hazırladığında çok gergindi.)
  • Il était furieux hier soir. (Dün akşam öfkeliydi.)
  • Il a été furieux quand il a appris la nouvelle. (Haberi alınca çok kızdı).

 

  • Il a fait beau hier.

Burada passé composé, olayın tekil ve belirli bir anda gerçekleştiğini vurgular. Yani dün bir veya birkaç saat boyunca hava güzeldi.

  • Il faisait beau hier.

Burada imparfait, olayın sürekliliğini veya genel durumunu anlatır. Yani dün gün boyunca hava genel olarak güzeldi, süreklilik vurgusu var.

 

IMPARFAIT

PASSE COMPOSE

Tous les jours /matins/soirs

Soudainement /tout à coup/tout de suite

Chaque jour/matin/fois

L’année dernière/la semaine dernière

Toute la journée / Souvent

Hier

Tous le temps / toujours

Ensuite / puis / après

D’habitude/habituellement

Il y a + duration

Parfois/quelquefois/de temps en temps

Une date précise – En 2002

 

Exercices

Une journée à Paris

Hier, je (se réveiller) ________ à 7h du matin. Il (faire) ________ encore nuit et il (pleuvoir) ________ un peu dehors. Je (prendre) ________ mon petit-déjeuner en regardant la météo.

Ensuite, je (décider) ________ de sortir malgré la pluie. Quand je (arriver) ________ au métro, il y (avoir) ________ du monde. Pendant que j’(attendre) ________, je (écouter) ________ de la musique sur mon téléphone.

Finalement, le train (arriver) ________ à l’heure et je (monter) ________ rapidement. Pendant le trajet, il (faire) ________ plus clair et le soleil (apparaître) ________. Je (être) ________ très content.

En arrivant à la gare, je (rencontrer) ________ mon ami Paul. Il (avoir) ________ l’air fatigué. Nous (marcher) ________ ensuite jusqu’au musée et nous (passer) ________ toute la matinée à regarder les expositions.

Après le déjeuner, nous (décider) ________ de visiter le parc. Pendant que nous (se promener) ________, un chien (courir) ________ vers nous et nous (rire) ________ beaucoup.

En rentrant chez moi, je (penser) ________ que c’était une journée incroyable.

 

 

Fransızcada “pas” olmadan yapılan olumsuzluk

 La négation sans “pas”

Fransızcada 4 fiil vardır ki, olumsuzlukta eki olan “pas” olmadan kullanılabilir.

Bu kullanım:

  • Daha çok yazı dilinde (écrit) görülür.
  • Resmî / edebi (soutenu) bir ifadedir.

 

Bu fiiller şunlardır 👇

  • Oser: cesaret etmek
  • Cesser: durmak, kesmek
  • Pouvoir: yapabilmek
  • Savoir: bilmek

 

  • Je n’ose lui parler de mes sentiments. (Ona duygularımdan bahsetmeye cesaret edemiyorum.)
  • Le bébé ne cesse de pleurer toute la journée. (Bebek bütün gün ağlamayı kesmiyor.)
  • Il ne peut refuser une telle offre. (Böyle bir teklifi reddedemez.)
  • Je ne sais comment lui parler. (Onunla nasıl konuşacağımı bilmiyorum.)

 

Ama dikkat! → İstisnalar ⚠️

Emir kipinde (impératif)

  • Ne cesse pas de rêver ! (Hayal kurmaktan vazgeçme!)
  • N’ose pas dire ça ! (Bunu söylemeye cesaret etme!)

 

Zarflı cümlelerde

Eğer fiilden sonra “encore, déjà, toujours, bien, mal…” gibi bir zarf varsa “pas” geri gelir.

 

  • Il ne pouvait pas encore marcher. (Henüz yürüyemiyordu.)
  • Il ne peut pas toujours réussir. (Her zaman başarılı olamaz.)

 

Edatlı (préposition’lu) tamlayıcı varsa

Eğer fiilden sonra de, à … gibi bir edat varsa “pas” eklenir.

  • Je ne savais pas de quoi il parlait. (Neyden bahsettiğini bilmiyordum.)
  • Je ne sais pas pour qui voter. (Kime oy vereceğimi bilmiyorum.)

Le « NE » explétif

“Ne explétif” Nedir?

“Ne explétif”, Fransızcada anlam olarak olumsuzluk ifade etmeyen, ancak biçimsel olarak cümlede yer alan bir kelimedir.

Zorunlu değildir; yalnızca cümleyi daha resmî, zarif veya edebî gösterir.

Genellikle subjonctif kipindeki fiillerle birlikte kullanılır ve her zaman yan cümlede yer alır. Cümlenin anlamını değiştirmez, sadece üsluba incelik katar.

 

Kullanım Alanları

  1. Korku veya endişe bildiren fiillerden sonra “ne explétif” kullanılabilir. Yalnızca cümle olumlu (affirmative) veya soru–olumsuz (interro-négative) biçimdeyse kullanılır.

avoir peur, craindre, redouter, appréhender, trembler…

 

  • J’ai peur qu’il ne soit en retard. → Onun geç kalmasından korkuyorum.
  • Elle craint qu’il ne pleuve demain. → Yarın yağmur yağmasından korkuyorum.
  • Je redoute qu’il ne fasse froid ce soir. → Bu gece havanın soğuk olacağından korkuyorum.
  • Ne redoutes-tu pas qu’elle ne revienne ? → (Onun geri dönmesinden korkmuyor musun?)

💡 “Ne” kullanılmasa da anlam değişmez; sadece üslup farkı oluşur.

 

  1. Şüphe veya reddetme fiillerinden sonra “ne explétif” kullanılabilir. Bu fiillerden sonra “ne explétif”, fiil olumsuz (ne… pas) ya da soru biçimindeyse ve pozitif bir anlam ifade ediyorsa kullanılır.

nier (inkâr etmek)

douter (şüphe etmek)

contester (itiraz etmek)

ne pas croire (inanmamak)

 

  • Je ne doute pas qu’il ne dise la vérité. → Onun doğru söylediğinden şüphem yok.
  • Je ne conteste pas qu’il ne soit compétent. → Onun yetenekli olduğunu inkâr etmiyorum.
  • Ne croyez-vous pas qu’il ne soit coupable ? → Sizce suçlu değil mi?

 

  1. Bir eylemin gerçekleşmesini engelleyen, önleyen veya ondan sakınan fiillerle kullanılır. “Ne explétif” burada yalnızca olumlu cümlelerde görülür.

éviter (kaçınmak, önlemek)

prévenir (önceden engellemek)

prendre garde (dikkat etmek)

se garder de (sakınmak)

 

  • Il ferme la porte pour éviter que le chat ne sorte. → Kapıyı kapatıyor ki kedi kaçmasın.
  • Le professeur empêche que les élèves ne parlent pendant l’examen. → Öğretmen, öğrencilerin sınav sırasında konuşmasını engelliyor.
  • Prenez garde qu’il ne se fâche. → Sakın sinirlenmesine neden olmayın.

 

  1. “Ne explétif” bazı bağlaçlardan sonra kullanılabilir.

avant que, à moins que, de peur que, de crainte que …

 

  • Il fait le ménage avant que ses parents ne lui rendent visite. → Ailesi onu ziyaret etmeden önce evi temizliyor.
  • Je vais partir à moins que tu ne viennes. → Sen gelmezsen ayrılacağım.
  • Il se tait de crainte qu’elle ne s’énerve. → Onun sinirlenmesinden korktuğu için sessiz kalıyor.

 

  1. “Ne explétif” bazen karşılaştırmalı yapılardan sonra kullanılabilir. Bu durumda cümle olumlu olmalıdır.

plus… que, moins… que, meilleur… que, meilleur … que

 

  • Il est moins compétent qu’on ne le dit. → Söylendiği kadar yetenekli değil.
  • Elle parle français mieux qu’on ne l’imagine. → İnsanların düşündüğünden daha iyi Fransızca konuşuyor.
  • Il est plus fort qu’on ne le pense. → O bizim düşündüğümüzden daha güçlü.

 

🔸Dikkat:
Eğer karşılaştırma eşitlik (aussi/autant que) şeklindeyse, bu kez ana cümle olumsuz (ne… pas) olmalıdır.

  • Il n’est pas aussi rapide que je ne le pensais. → Düşündüğüm kadar hızlı değil.

 

✨Quand faut y aller, faut y aller !

« Allez, on n’a pas le choix, on y va ! » « Le moment est venu d’agir ou de partir. »

Anlamı: Bu ifade genelde zorunda kalınan, ertelenen ya da göz korkutan bir şeyi artık yapma vaktinin geldiğini anlatmak için kullanılır. “Gitmek (ya da yapmak) gerekiyorsa, gitmek gerekir!”

➡ Yani: “Artık yapacak bir şey yok, mecburen harekete geçmeliyiz.”

➡ Karar verilmişse, ertelemenin anlamı yok.

  • J’ai peur de lui parler… mais bon, quand faut y aller, faut y aller ! (Onla konuşmaktan korkuyorum… ama ne yapalım, gerekiyorsa yapacağız artık!)

 

  • -Tu dois faire cette présentation demain? – Bon, quand faut y aller, faut y aller ! (-Yarın bu sunumu yapman mı gerekiyor? – Yapacak bir şey yok, yapacağız!

 

✨ “Avoir le déclic” ve “être le déclic”

🔹 “Avoir le déclic” – Anlık Farkındalık ve Karar

Bu ifade, bir anda bir şeyin farkına varmak, içsel bir uyanış yaşamak anlamına gelir. Kişinin kendi içinde yaşadığı ani bir anlayış veya karar anını ifade eder.

  • J’ai eu le déclic en regardant ce film. (Bu filmi izlerken bir anda dank etti.)
  • On a eu le déclic assez tard parce qu’on sous-estimait les conséquences. (Farkındalığı oldukça geç yaşadık çünkü sonuçları hafife alıyorduk.)
  • J’ai eu le déclic grâce à eux. (Onlar sayesinde farkındalığım oluştu.)

 

🔹 “Être le déclic” – Bir Olayın Tetiklediği Süreç

Bu ifade, belirli bir olayın veya anın, bir süreci başlattığını, bir dönüm noktası olduğunu ifade eder. Karar hemen alınmasa da o olay süreci tetiklemiştir.

  • Le discours de mon professeur a été le déclic qui m’a fait changer de vie. (Öğretmenimin konuşması, hayatımı değiştiren kıvılcım oldu.)
  • Ce livre a été le déclic : j’ai commencé à écrire moi aussi. (Bu kitap bir dönüm noktasıydı: ben de yazmaya başladım.)
  • On espère que ce sera le déclic. (Bunun bir dönüm noktası olacağını umuyoruz.)

 

Un mal pour un bien

Expression française : Un mal pour un bien

🔹 Ne demek?

“Un mal pour un bien”, Fransızcada “kötü gibi görünen bir durumun aslında sonrasında iyi bir şeye yol açması” anlamına gelir. Türkçede “her işte bir hayır vardır” ya da “bir kapı kapanır, diğeri açılır” deyimiyle eşdeğerdir.

📌 un mal : c’est une difficulté, c’est un problème.

📌 un bien : c’est quelque chose de positif.

 

  • J’ai perdu mon travail, mais j’en ai trouvé un meilleur. C’était un mal pour un bien.

(İşimi kaybettim ama daha iyisini buldum. Bu kötü bir şey gibi görünse de aslında hayırlı oldu.)

🌱 Hayatta bazen şanssızlık gibi görünen şeyler, bizi daha iyi bir yola götürebilir.

 

  • Je n’ai pas été accepté dans cette université, mais grâce à cela, j’ai découvert ma vraie passion. Un mal pour un bien.

(O üniversiteye kabul edilmedim ama bu sayede asıl tutkumun ne olduğunu keşfettim. Her işte bir hayır vardır.)

  • Cette blessure, c’était peut-être un mal pour un bien. (Bu sakatlık belki de hayırlı bir şeydi.)

Exercices

A) Complète avec le bon verbe. (Boşlukları doğru fiille doldur.)

Verbes : finir, choisir, grandir, réussir, obéir

  1. Je __________ mon dessert.
  2. Nous __________ une robe bleue.
  3. Mes enfants __________ vite !
  4. Tu __________ bien à l’école.
  5. Il __________ toujours à ses parents.

 

B) Choisis le bon verbe et conjugue. (Doğru fiili seç ve çekimini yap.)

  1. Nous __________ une pizza. (finir / obéir)
  2. Tu __________ à ton professeur ? (grandir / obéir)
  3. Ils __________ leur projet aujourd’hui. (finir / grandir)
  4. Je __________ un film français. (choisir / obéir)
  5. Elle __________ bien en classe. (réussir / grandir)

 

C) Associe les adjectifs aux noms. (Sıfatları isimlerle eşleştir)

Sıfatlar: blanc, rouge, petit, joli, vert, belle
İsimler: robe, chapeau, maison, chat, pomme, voiture

 

D) Complète les phrases avec les adjectifs appropriés. (Cümleleri uygun sıfatlarla tamamlayınız.)

  1. Cette fleur est très __________. (joli)
  2. Il porte un pantalon __________. (noir)
  3. Nous avons acheté une table __________. (grand)
  4. Elle a une chemise __________. (bleu)
  5. Les enfants jouent avec des ballons __________. (rouge)

 

E) Où mettre l’adjectif ? (Cümlede parantez içindeki sıfatı doğru yere yerleştir.)

  1. Elle porte une robe (joli) __________.
  2. C’est une voiture (rouge) __________.
  3. Il a un sac à dos (petit) __________.
  4. Nous cherchons un pantalon (noir) __________.
  5. Je bois un café (chaud) __________.
  6. Tu as un appartement (grand) __________.
  7. Elle aime les chaussettes (long) __________.
  8. Il met un t-shirt (sportif) __________.
  9. C’est un film (intéressant) __________.
  10. Tu regardes une jupe (français) __________.
  11. Elle porte un manteau (beau)__________.
  12. C’est une femme (vieille) __________.

 

F) Réponds aux questions suivantes avec des phrases complètes. (Aşağıdaki sorulara tam cümlelerle cevap ver.)

  1. Que portes-tu aujourd’hui ?
  2. Quelle est ta couleur préférée ?
  3. Qu’est-ce que tu portes quand il fait froid ?
  4. De quelle couleur est le ciel ?
  5. Aimes-tu porter des vêtements colorés ?

 

G) Transforme les phrases à la forme négative. (Cümleleri olumsuz hale getir.)

  1. Il a une chemise blanche.
  2. Nous avons des chaussures noires.
  3. Tu portes un chapeau rouge.
  4. Elles ont des jupes bleues.
  5. Vous avez un manteau vert.

 

H) Traduisez en turc. 

  1. un pull gris
  2. des lunettes de soleil
  3. une robe noire
  4. des baskets blanches
  5. un pantalon en jean
  6. une veste violette
  7. une jupe jaune
  8. des gants marron
  9. des chaussettes roses
  10. un chapeau orange
  11. un blouson rouge
  12. une chemise grise
  13. une blouse vert

 

I) Complétez les phrases avec les mots appropriés. (Parantez içinde verilen ipuçlarına dayanarak, boşlukları uygun kelimelerle doldurunuz.)

  1. Elle est __________. (kızıl) Elle est très __________. (kibar)
  2. Il a les cheveux __________. (kıvırcık)
  3. Mon frère est __________ et __________. (uzun; zayıf)
  4. Ma sœur a les yeux __________. (yeşil) Elle est __________. (güleryüzlü)
  5. Je suis __________. (utangaç)
  6. Nous avons les cheveux __________. (düz)
  7. Tu es très __________. (cömert)
  8. Ils sont __________. (tembel) Il est __________. (zayıf)
  9. Elle a un visage __________. (yuvarlak)
  10. Il est __________. (esmer) Il est __________. (üzgün)

 

J) Complète les phrases avec la bonne forme du verbe au futur proche.

 (Aller + verbe à l’infinitif)

  1. Demain, je __________ (regarder) un film.
  2. Tu __________ (faire) les devoirs après le dîner ?
  3. Il __________ (jouer) au foot cet après-midi.
  4. Nous __________ (visiter) le musée samedi.
  5. Vous __________ (prendre) le train à 8h ?
  6. Elles __________ (aller) à la plage ce week-end.
  7. Mon frère __________ (préparer) le repas ce soir.
  8. Mes amis et moi __________ (étudier) ensemble demain.
  9. Je __________ (parler) avec mon professeur demain matin.
  10. Tu __________ (écouter) de la musique après l’école.

 

K) Complète avec “il y a” ou “il fait”

  1. En été, _________ chaud.
  2. Aujourd’hui, _________ du soleil.
  3. En hiver, _________ très froid.
  4. Quand _________ du vent, je mets une écharpe.
  5. _________ des nuages.
  6. En automne, _________ du brouillard.
  7. Ce matin, _________ 5 degrés.
  8. L’après-midi, _________ très beau.
  9. Quand _________ de l’orage, je reste chez moi.
  10. En juillet, _________ souvent très chaud.

 

L) Répondez aux questions

  1. Quel temps fait-il aujourd’hui dans ta ville ?
    → Aujourd’hui, ___________________________.
  2. Est-ce qu’il y a du vent en hiver chez toi ?
    → Oui, ___________________________________.
  3. Quelle est la température en été dans ta région ?
    → En été, il fait _________________________.
  4. Est-ce que vous aimez la pluie ?
    → Oui / Non, ____________________________.
  5. Quel temps fait-il en automne chez vous ?
    → En automne, ___________________________.
  6. On porte quoi quand il fait froid ?
    → On porte ______________________________.
  7. Qu’est-ce qu’il y a dans le ciel quand il fait mauvais ?
    → Il y a _________________________________.
  8. Est-ce qu’il va faire chaud demain ?
    → Oui / Non, demain _____________________.
  9. Quel genre de personne êtes-vous ?
    → Je suis _____________________________.
  10. Est-ce qu’il va pleuvoir demain ?
    → Il _____________________________.

 

 

Faire du bon travail

Synonyme : Faire un travail remarquable (exceptionnel), bien faire les choses, réaliser un excellent travail, bien s’en sortir, assurer

Faire du bon travail kalıbı, Fransızca’da “iyi iş yapmak” veya “iyi iş çıkarmak” anlamına gelir.

  • Tu as fait du bon travail sur ce projet. (Bu projede iyi iş çıkardın.)
  • Elle fait toujours du bon travail, elle est très sérieuse. (O her zaman iyi iş çıkarır, çok ciddidir.)
  • Mes élèves ont fait du bon travail. (Öğrencilerim iyi iş çıkardı.)
  • Merci pour le cours, on a fait du bon travail à l’examen de français ! (Ders için teşekkürler, Fransızca sınavında iyi iş çıkardık!)

 

Not:

📌Faire du bon travail (courant): Genel başarıyı övmek için, özellikle iş, okul veya ekip çalışmasında.

📌Assurer(familier): “harika iş çıkarmak” anlamı familier ve biraz argo, samimi bir ton.

📌S’en bien sortir: Zorluk içeren durumlarda daha yaygın (sınav, kriz, yarışma)

 

  • On a fait du bon travail à l’examen de français. (Fransızca sınavında iyi iş çıkardık.)

Karşı taraf ne anlar ?: Öğrencinin sınavda başarılı ve özenli bir çalışma yaptığını, iyi bir sonuç ürettiğini düşünür. Daha çok sonuç odaklı.

Ton: Nötr, profesyonel, takdir edici.

 

  • On a assuré à l’examen de français ! (Fransızca sınavında harika iş çıkardık!)

Ton: Familier kullanım şekli. Daha çok arkadaşlar arasında veya rahat bir ortamda kullanılır.

 

  • On s’en est bien sortis à l’examen de français. (Fransızca sınavının iyi üstesinden geldik.)

Karşı taraf ne anlar?: Öğrencinin sınavın zorluğuna rağmen başarılı olduğunu, belki beklenenden iyi performans gösterdiğini düşünür. Daha çok süreç ve çaba odaklı.

Ton: Samimi (familier), motive edici, “Zordu ama yaptık!” havası.

 

  • Mon équipe a fait un travail remarquable sur ce projet ! (Ekibim bu projede olağanüstü iş çıkardı!)
  • Fier de mes collègues qui ont réalisé un excellent travail ! (Mükemmel iş yapan meslektaşlarımla gurur duyuyorum!)
  • Il assure grave en maths ! (Matematikte gerçekten çok iyi iş çıkarıyor!)
  • Tu as bien fait les choses, bravo ! (İşi çok güzel yaptın, tebrikler!)
  • La seule façon de faire du bon travail, c’est d’aimer ce que vous faites. (İyi iş çıkarmanın tek yolu yaptığınız işi sevmektir.)

Faire ou Jouer

Faire + de + sport ou instrument ou toutes les autres activités (sauf les jeux)

 

FAIRE DE + SPORT

  • Ils font du basketball.
  • Tu fais de la natation.
  • Je ne fais pas de tennis.
  • Je fais du patinage tous les dimanches avec mes amis. (Her pazar arkadaşlarımla buz pateni yapıyorum.)

 

FAIRE DE + ACTIVITÉ

  • Ma cousine fait de l’équitation depuis cinq ans. (Kuzenim beş yıldır binicilik yapıyor.)
  • Je fais de la randonnée tous les week-ends. (Her hafta sonu doğa yürüyüşü yapıyorum.)
  • Elle fait de la peinture depuis son enfance. (Küçüklüğünden beri resim yapıyor.)

 

FAIRE DE + INSTRUMENT DE MUSIQUE

  • Je fais de la flûte.
  • Mon frère apprend à faire de la clarinette depuis trois mois. (Erkek kardeşim üç aydır klarnet çalmayı öğreniyor.)
  • Il adore faire de la batterie, mais ses voisins se plaignent du bruit ! (Davul çalmayı çok seviyor ama komşuları sesten şikâyet ediyor!)

 

          Jouer + à + sport d’équipe (avec un ballon ou une balle) ou jeux

 

JOUER À + SPORT D’EQUIPE

🎯 Sadece top, disk ya da benzeri bir nesneyle oynanan sporlarda hem “jouer à” hem de “faire de” yapısını kullanabiliriz. Mesela tenis, futbol, buz hokeyi, voleybol, basketbol, golf, masa tenisi, polo, kriket gibi sporlarda bu iki yapı da doğru olur.

  • Je joue au football. / Je fais du football.
  • Nous aimons jouer au volleyball en été. (Yazın voleybol oynamayı severiz.)

(au hockey, au polo, au cricket, au handball, au volleyball, au rugby, au golf, au ping-pong …)

🎯 Ama top, balon, disk olmadığında artık “jouer à” ifadesini kullanamayız.

  • Je joue au judo. (Yanlış)
    Je fais du judo. / Je pratique le judo. (Doğru)

 

JOUER À + JEUX

“Jouer à” ifadesi genellikle oyunlarla birlikte kullanılır. Masa oyunları hem de çocuk oyunları için düşünebiliriz.

  • Les vieux jouent à la pétanque chaque dimanche. (Yaşlılar her pazar petank oynar.)
  • Ils jouent aux échecs ensemble. (Birlikte satranç oynuyorlar.)
  • Il adore jouer au poker ou aux dominos avec ses collègues après le travail. ( İşten sonra iş arkadaşlarıyla poker ya da domino oynamaya bayılır.)

 

JOUER DE + INSTRUMENT DE MUSIQUE

Fransızcada “jouer de” yapısı, müzik aleti çalmak için kullanılır.

  • Mon grand-père joue de l’accordéon. (Büyükbabam akordeon çalıyor.)
  • Ils jouent des percussions dans un groupe. (Bir grupta perküsyon çalıyorlar.)
  • Il joue du tambour dans l’orchestre. (Orkestrada davul çalıyor.)

 

Complète les phrases avec la bonne expression : faire de, jouer à ou jouer de

  1. Elles _______  tennis tous les samedis.
  2. Nous _______ ‘équitation.
  3. Je _______  rugby.
  4. Elle ne sait pas _______ échecs.
  5. Est-ce qu’il _______ flûte aussi ?
  6. Le dimanche, nous aimons_______  randonnée en montagne.
  7. Est-ce que tu veux_______  Monopoly ce soir ?
  8. Julie adore _______ photographie pendant ses voyages.

 

Ramer

 

  1. Sens propre (gerçek anlamda)

➡️Une rame: Kürek

➡️Ramer: Kürek çekmek

  • Il va traverser l’Atlantique à la rame.  (Atlantik’i kürek çekerek geçecek.)
  • Paul rame sur le fleuve avec ses amis. (Paul nehirde arkadaşlarıyla kürek çekiyor.)

 

  1. Sens figuré (mecaz anlamda)

Galérer, avoir du mal, avoir des difficultés

➡️Une rame: Bir dizi vagon, yani bir tren seti

➡️Ramer: zorlanmak, yavaş ilerlemek

“Ramer” kelimesi günlük hayatta sıkça kullanılmakla birlikte, bazen bir durumu ya da kişinin çabalarını yavaş ve zor bir şekilde yapmasını anlatmak için de kullanılır. Yani, hem “zorlanmak” hem de “çok yavaş gitmek” anlamlarına gelir.

 

  • Je rame en maths. (Zorlanıyorum.)
  • On rame depuis des semaines sur ce projet. (Haftalardır bu projede debelenip duruyoruz.)
  • Il rame pour expliquer son idée clairement. (Fikrini açıkça anlatmakta zorlanıyor.)
  • Une rame de métro arrive à la station. (Bir metro treni istasyona geliyor.)

🛠 Bu anlam, lokomotifsiz, birlikte hareket eden metro vagonlarını ifade eder.

 

– T’as fini ton exposé pour demain ?
– Pff… je rame grave ! Mon cerveau rame aussi… mais on va y arriver ! 😅💪

– Yarınki sunumunu bitirdin mi?
– Off… fena halde zorlanıyorum! Beynim de yavaş ilerliyor… ama başaracağız!

 

Galérer fiilinin detaylı açıklaması için tıkla.

 

error: İçerik Kopyalanamaz!