Vocabulaire

Vocabulaire

Présenter

“Tanıtmak, sunmak, takdim etmek” anlamına gelir. Bir şeyi ilk kez gösterme ya da açıklama anlamı vardır.

  • Je vais présenter mon projet. (Projemi sunacağım.)
  • Il m’a présenté son ami. (Bana arkadaşını tanıttı.)
  • Je me présente. → (Kendimi tanıtıyorum.)

Représenter

“Temsil etmek, yansıtmak, simgelemek, göstermek” anlamına gelir.

  • Le drapeau représente le pays. (Bayrak ülkeyi temsil eder.)
  • Ce tableau représente une rivière. (Bu tablo bir nehri resmediyor/yansıtıyor.)
  • Cela représente Paris en 2050. (Bu, 2050 yılındaki Paris’i temsil ediyor / gösteriyor.)

Connaître

“Bilmek, tanımak” anlamına gelir. Bir şeyi veya birini genel olarak tanımak, onun varlığından haberdar olmak veya bir yer hakkında bilgi sahibi olmak için kullanılır.

  • Je connais cette ville. (Bu şehri tanıyorum.)
  • Tu connais Marie ? (Marie’yi tanıyor musun?)

Reconnaître

“Yeniden tanımak, fark edip tanımak, ayırt etmek” anlamına gelir. Daha önce gördüğün bir şeyi tekrar gördüğünde ayırt etmek.

  • Je ne l’ai pas reconnu. (Onu tanıyamadım.)
  • Elle a reconnu sa voix. (Onun sesini tanıdı/ayırt etti.)

🌿 L’algue (f)

“Yosun” anlamına gelir. Genelde suyun içinde, uzun, ipliksi veya kaygan yapılar.

  • Il y a des algues dans l’eau. (Suda yosun var.)

🌱 La mousse

“Kara yosunu” anlamına gelir. Suyun içinde değil, kenardaki taşların veya ağaçların üzerinde yetişen yumuşak, kadifemsi yeşillik.

  • Il y a de la mousse sur le mur. (Duvarda yosun var.)

🌊 La Lentille d’eau

“Su mercimeği”anlamına gelir. Çok küçük, milyonlarca minik yeşil nokta. Suyu bir halı gibi kaplar.

  • L’étang est couvert de lentilles d’eau. (Gölet su mercimekleriyle kaplı.)

🌸 Le nénuphar

“Nilüfer” anlamına gelir.Büyük yuvarlak yaprakları suyun üstünde yüzer, çiçek açar.

  • Sur ce dessin qui représente Paris, la Seine est couverte de lentilles d’eau et quelques nénuphars flottent. Sur le bord, les pierres sont entourées de mousse.

La moisissure (Nom)

Doğrudan o maddenin adı, yani “küf”.

  • À cause de l’humidité, il y a de la moisissure sur le mur. (Rutubet yüzünden duvarda küf var.)

Moisi(e) (Adjectif)

Bir şeyin küflenmiş olduğunu anlatan kelime, yani “küflü”.

  • Ce pain est moisi. (Bu ekmek küflü.)

Sauter

Bir yerden bir yere atlamak veya havaya zıplamak.

  • Il a sauté par-dessus la barrière. (Çitin üzerinden atladı.)
  • Je saute de joie parce que j’ai réussi mon examen ! (Sınavımı geçtiğim için sevinçten havalara uçuyorum/zıplıyorum.)

Sautiller

“Sekmek” anlamına gelir.

L’oiseau sautille sur le trottoir. (Kuş kaldırımda minik minik zıplıyor.)

  • Vous êtes-vous déjà demandés pourquoi les enfants sautillent, et pas les adultes ? (Hiç düşündünüz mü neden çocuklar seker de yetişkinler sekmez ?)

Bondir

Aniden ve güçlü bir şekilde ileriye doğru zıplamak. Bir kaplanın avına doğru fırlaması veya birinin yerinden ok gibi fırlaması.

  • Il a bondi de son lit quand le réveil a sonné. (Çalar saat çalınca yataktan ok gibi fırladı.)

Couvert de

“- ile kaplı” demektir.

  • Le mur est couvert de dessins. (Duvar resimlerle kaplı.)
  • La table est couverte de poussière. (Masa tozla kaplı.)
  • Des immeubles couverts de plantes. (Bitkilerle kaplı binalar.)

Recouvert de

“Tamamen kaplanmış” anlamı verir. Daha güçlü ve yoğun bir kaplama vurgusu vardır.

  • Le sol est recouvert de neige. (Yer tamamen karla kaplanmış/örtülmüş.)
  • La façade est recouverte de plantes. (Cephe tamamen bitkilerle kaplanmış.)

Assurer

“Emin olmak, garanti etmek, sigortalamak, bir şeyi sağlamak” anlamlarına gelmektedir.

  • Il faut assurer la sécurité des passagers. (Yolcuların güvenliğini sağlamak/temin etmek gerekir.)
  • Je t’assure que j’ai fait mes devoirs.  (Ödevlerimi yaptığıma seni temin ederim / sana garanti veririm.)
  • Ma voiture est assurée contre le vol. (Arabam hırsızlığa karşı sigortalıdır.)

Rassurer

“İçini rahatlatmak / teskin etmek” anlamına gelir.

  • Ne t’inquiète pas, je suis là pour te rassurer. (Merak etme, seni rahatlatmak için buradayım.)
  • Le gouvernement veut rassurer l’Union africaine. (Hükümet, Afrika Birliği’nin içini rahatlatmak / endişelerini gidermek istiyor.)
  • Une formule qui séduit aussi beaucoup les parents, assure Geneviève.  Les parents sont très rassurés parce qu’on est là pour les aider s’il y a un problème.

Geneviève, bu formülün ebeveynleri de çok etkilediği konusunda güvence veriyor / temin ediyor. Ebeveynler, bir sorun olduğunda onlara yardımcı olmak için orada olduğumuzu bildikleri için çok rahatlar.

🎯Geneviève durumu assure ettiği (onayladığı) için mi ebeveynler rassuré (rahatlamış) hissediyor?”

Cevap: Evet! Birinin garanti vermesi (assurer), diğerinin içini rahatlatır (rassurer).


Sentir (Duyusal ve Sezgisel)

Sentir + nom

Fiziksel duyular için kullanılır.

  • Je sens l’odeur du café. (Kahve kokusunu hissediyorum/alıyorum.)
  • Je sens le vent. (Rüzgârı hissediyorum.)
  • Ça sent bon. (Güzel kokuyor.)

Sentir + que + verbe

Bir durumu sezmek/fark etmek anlamında kullanılır.

  • Je sens que quelque chose ne va pas. (Bir şeylerin ters gittiğini hissediyorum.)
  • Je sens que l’orage arrive. (Fırtınanın yaklaştığını hissediyorum.)
  • Je sens que c’est le bon moment. (Doğru zaman olduğunu hissediyorum / seziyorum.)
  • Je sens que ça va bientôt tourner. (Bir şeylerin değişeceğini hissediyorum.)

Ressentir (Duygusal ve Derin)

Ressentir + nom

İçsel, kalbi ve güçlü duyguları ifade eder. Soyut kavramlar.

  • Il ressent une grande joie. (Büyük bir neşe hissediyor.)
  • Elle ressent de la douleur. (Acı/Keder hissediyor.)
  • Je ressens une grande fierté. (Büyük bir gurur duyuyorum.)
  • Je ne peux pas exprimer ce que je ressens. (Ne hissettiğimi ifade edemiyorum.)

Se sentir (Öznel Durum)

Se sentir + adjectif ou adverbe

Kişinin kendi genel durumunu tanımlamasıdır. Arkasından mutlaka bir sıfat veya zarf (bien, mieux, fatigué vb.) gelir.

  • Je me sens fatigué. (Kendimi yorgun hissediyorum.)
  • Je me sens mieux qu’hier. (Kendimi dünden daha iyi hissediyorum.)
  • On ne se sent plus en sécurité dans l’avion. (Artık uçakta kendimizi güvende hissetmiyoruz.)

“Se reposer”, fiziksel olarak yorgunluktan kurtulmak, enerji toplamak anlamına gelir. “Se détendre”, zihinsel olarak rahatlamayı, gevşemeyi ifade eder.

  • Après une longue journée, j’aime me détendre en écoutant de la musique.(Uzun bir günün ardından müzik dinleyerek rahatlamayı severim.)
  • Tu as l’air fatigué, va te reposer ! (Yorgun görünüyorsun, git biraz dinlen!)
  • Lire un livre me détend.” (Kitap okumak beni rahatlatır.)
  • Je vais me reposer un peu avant le dîner. (Akşam yemeğinden önce biraz dinleneceğim.)
  • Ce weekend, je vais rester à la maison pour me reposer. (Bu hafta sonu dinlenmek için evde kalacağım.)
  • Je cours pour me détendre. Après avoir couru, je dois me reposer ! (Rahatlamak için koşuyorum. Koştuktan sonra dinlenmeliyim)

“Se détendre” daha çok zihinsel ve duygusal rahatlama ile ilgiliyken, “se reposer” bedensel dinlenme ile ilgilidir.


🔵1. DÉJÀ: zaten / şimdiden / daha önce / çoktan

  • J’ai déjà vu ce film. (Bu filmi daha önceden izledim.)
  • Il est déjà parti. (Çoktan gitti.)
  • Il est déjà midi. (Saat zaten öğlen oldu.)
  • Tu pars déjà ? (Şimdiden gidiyor musun? )

⚠️ NOT: déjà = yapılmış bir şeydir ve negatifte yerine “encore et jamais” kullanılır.

  • Tu es déjà là ? (Şimdiden orda mısın?)
  • Non, je ne suis pas encore là. (Hayır, henüz (daha) orada değilim.)
  • Es-tu déjà allé en France ? (Fransa’ya hiç/daha önce gittin mi?)
  • Non, je n’y suis jamais allé. (Hayır, oraya hiç gitmedim.)

🔵 2. ENCORE: tekrar / hâlâ / henüz (olumsuzda)

  • Il mange encore. (Yine yiyor.)
  • J’ai encore mangé une pomme. (Bir elma daha yedim.)
  • Dis-le encore. (Tekrar söyle.)
  • Il a encore oublié ses clés. (Yine anahtarlarını unuttu.)
  • Je suis encore fatigué. (Hâlâ yorgunum.)
  • Il n’est pas encore arrivé. (Henüz gelmedi.)

Déjà, encore, pas encore, plus, jamais

  1. Tu as ________ fini tes devoirs ? Tu as commencé il y a seulement 5 minutes !
  2. Je ne suis ________ allé au Japon, mais j’aimerais y aller un jour.
  3. Il est tard, mais mon frère travaille ________ dans son bureau.
  4. Je suis désolé, je n’ai ________ reçu ton message.
  5. Avant, je fumais beaucoup, mais maintenant je ne fume ________.
  6. Est-ce que tu as ________ goûté à la cuisine française ?
  7. Il a ________ perdu son parapluie ! C’est la troisième fois cette semaine.
  8. Nous ne sommes ________ arrivés à la gare, le train va partir sans nous !
  9. Tu veux ________ un peu de gâteau ? (Biraz daha pasta ister misin?)
  10. Ce film est ennuyeux, je ne veux ________ le regarder.
Réponses:
  1. déjà
  2. Jamais
  3. Encore
  4. pas encore
  5. plus
  6. déjà
  7. encore
  8. pas encore
  9. encore
  10. plus

Le verbe CONNAITRE + NOM

Connaître » est suivi d’un groupe nominal.

  • Je connais la France
  • Il connait ce film.
  • Je connais les bons restaurants près d’ici.

Le verbe SAVOIR

Savoir est suivi d’un infinitif.

  • Tu sais parler français.
  • Je sais conduire.

Savoir est suivi d’une proposition subordonnée.

  • Tu sais il est ?
  • Vous savez ce qu’il a fait.
  • Je sais que tu vas venir demain.

💡ATTENTION

👉 CONNAÎTRE asla mastar fiil (infinitif) ile kullanılmaz.

👉 Aynı şekilde, CONNAÎTRE asla bir yan cümle (proposition subordonnée) ile kullanılmaz.

👉 Bazen “savoir” ve “connaître” birlikte kullanılabilir ama çoğu zaman anlam farkı vardır.

  • Je connais cette chanson. Bu şarkıyı biliyorum (yani yabancı değilim, duymuştum).
  • Je sais cette chanson. →Bu şarkıyı biliyorum (yani ezbere okuyabilirim).
  • Il connaît l’histoire de France. → Fransa tarihini biliyor. (genel bilgi)
  • Il sait la date de la Révolution française. → Fransız Devrimi’nin tarihini biliyor. (bilgi/ezber)

SAVOIR = 🧠 (Zihin / Ezber / Bilgi / “Biliyorum!”)

CONNAÎTRE = 🌍 (Tanışıklık / Tecrübe / Aşinalık / “Tanıyorum!”)

TEST – SAVOIR / CONNAÎTRE

  1. Je ______ bien cette ville, j’y suis déjà allé plusieurs fois.
  2. Tu ______ où il habite ?
  3. Elle ______ parler trois langues.
  4. Nous ______ ce professeur, il est dans notre école.
  5. Ils ______ la réponse de l’exercice.
  6. Je ne ______ pas cette chanson, elle est nouvelle pour moi.
  7. Vous ______ nager ?
  8. Je ______ que tu es fatigué.
  9. Tu ______ ce film ou tu veux le regarder ?
  10. Mon frère, vous le _______ bien ?
Réponses:
  1. connais
  2. sais
  3. sait
  4. connaissons
  5. savent (Bir sorunun cevabı, zihnimizde bir “veri” (data) olarak kayıtlıdır. Onu oradan çekip alırız.)
  6. connais
  7. savez
  8. sais
  9. connais
  10. connaissez

🟢 AGIR = harekete geçmek / davranmak / bir şey yapmak

  • Il faut agir vite pour sauver le chat ! (Kediyi kurtarmak için hızlıca harekete geçmeliyiz!)
  • Tu agis bizarrement. (Tuhaf davranıyorsun.)
  • Il agit sans réfléchir. (Düşünmeden hareket ediyor.)
  • Le gouvernement agit face à la crise.
  • Il faut agir « aussi rapidement que possible » : la Belgique n’est pas prête pour faire face aux feux de forêt.

🔵 RÉAGIR = tepki vermek

  • Il réagit à la situation. (Duruma tepki veriyor.)
  • Il réagit sans réfléchir. (Düşünmeden tepki veriyor.)
  • Les internautes réagissent à la nouvelle réforme.
  • Cette guerre était inutile et maintenant les prix flambent : les Américains réagissent à l’augmentation du prix de l’essence.

🟢 FAIRE RÉAGIR = tepki çekmek

  • La vidéo fait réagir les réseaux sociaux. (Video sosyal medyada tepki çekiyor.)
  • La hausse des prix fait réagir les consommateurs.

🔵IL S’AGIT DE… = konu …hakkında olmak veya söz konusu olmak

  • Dans ce film, il s’agit d’une histoire d’amour. (Bu film bir aşk hikayesi.)
  • De quoi il s’agit ? (Mevzu nedir? / Konu ne?)
  • Il s’agit d’un problème sérieux. (Ciddi bir problem söz konusu.)

Yazar hakkında

Lale administrator

Bir cevap yazın

error: İçerik Kopyalanamaz!