L’intensité et la température de la lumière
- Vive / Éblouissante (Canlı / Göz kamaştırıcı)
Faible / Pâle / Terne/ Blafarde (Cılız / Soluk / Mat/soğuk ışık)
- Crue / Dure (sert, göz alan (ışık)
Douce / Tamisée (Yumuşak / Loş, süzülmüş)
La clarté et la transparence
- Clair / Lumineux (Aydınlık / Işık dolu)
Sombre / Obscur (Kasvetli-az ışıklı / Zifiri karanlık)
- Transparent / Limpide (Saydam / Berrak)
Trouble / Opaque (Bulanık / Opak)
L’ombre et l’ambiance
- En pleine lumière (Aydınlıkta, tam ışık altında)
Dans la pénombre / Dans l’ombre (Yarı gölgede / Gölgede)
- Morne (Kasvetli, hüzünlü)
Les verbes
- Éclairer : Aydınlatmak
- Briller : Parlamak
- Étinceler / Scintiller : Pırıldamak – Işıldamak
- Éblouir / Aveugler : Gözünü kamaştırmak / Kör etmek
- Refléter : Yansıtmak
- Clignoter : Yanıp sönmek
- Rayonner : Işık/Neşe saçmak, yayılmak
Les noms communs
- Une lueur : Cılız bir ışık
- Un rayon (de soleil) : Güneş ışını
- Un faisceau (lumineux) : Işık demeti, huzmesi
- Un reflet : Yansıma
- Un voyant (lumineux) : Işıklı gösterge, ikaz ışığı
- Un feu clignotant : Yanıp sönen ışık
- Les illuminations : Işıklandırmalar
Les expressions figurées
- Rayonner de bonheur : Mutluluk saçmak
- Être le rayon de soleil de quelqu’un : Birinin neşe kaynağı (güneş ışığı) olmak
- Être un homme terne : Sıkıcı, renksiz, vasat biri olmak
- La lampe éclaire la table.
- Les étoiles brillent, scintillent dans le ciel.
- Le soleil m’éblouit.
- Le diamant étincelle sous la lumière.
- Le voyant rouge clignote sur mon téléphone.
- Dans ce bureau sombre, la lumière pâle du matin traversait la vitre, mais l’éclairage terne de la lampe et le néon blafard du couloir rendaient l’ambiance dépressive. (zayıf ışık- donuk ışık-ürkütücü ve buz gibi ışık)
- Le tableau est placé en pleine lumière.
- Il préfère rester assis dans la pénombre du salon pour se reposer les yeux.
- Dans la nuit noire, nous avons aperçu une lueur au loin.
- Le phare de la voiture projette un faisceau lumineux à travers le brouillard.
- Le soleil éclaire la pièce. Grâce à cette lampe très éclairante, la pièce est parfaitement éclairée.
- Cette lumière vive m’éblouit car elle est vraiment éblouissante, et je suis totalement ébloui.
- Les phares aveuglants rendent les conducteurs totalement aveuglés.
Réponses:
- éblouissant / éblouie (göz kamaştıran-gözü kamaşmış)
- aveuglants/ aveuglés (kör edici-gözü kamaşmış/kör olmuş)
- éclairante / éclairée (aydınlatan-aydınlatılmış)
- brillante / éclairée
- illuminant / illuminée
Réponses:
- e : Denizdeki petrol sızıntısı / Çevre felaketi
- c : Kara mizah (üzücü/dramatik konularla yapılan mizah)
- i : Birinin korkulu rüyası / En sevmediği ve çekindiği şey
- b: Çok karamsar, kötü bir tablo çizmek
- f : Üst üste gelen kötü olaylar dizisi / Felaketler silsilesi
- d : Her şeyi karamsar görmek / Karamsar düşüncelere kapılmak
- k : Her şeyi abartılı biçimde kötülemek, karartmak
- g : Biriyle öfkeli/dik dik bakışmak
- h : Karaborsa (yasa dışı ticaret)
- a : Kaçak / Kayıtsız çalışmak
- l : Sözde kalmamış, kanun/belge üzerinde açıkça belirtilmiş. Belgeli / Kanıtlı
- j : Zifiri karanlık gece
Réponses:
- A:2 (Yumuşak, perdeyle süzülmüş ışık)
- B: 4 (Etrafına neşe saçan kadın)
- C: 1 (Yanıp sönen sinyal)
- D: 3 (Işıldayan gözler/yıldızlar)
Exercice de Traduction
1. Güneş ışığından gözü kamaşmış genç kadın, salonda oturmayı tercih ediyor.
2. Zifiri karanlık gecede uzaktan cılız bir ışık gördük.
3. Gece kulübünün yanıp sönen ışıkları ve soğuk/ölü ışığı iç karartıcı bir atmosfer yaratıyor.
4. Şehrin ışıklandırılmış sokaklarında mutluluk saçan bir kalabalık yürüyor.
5. Kör edici farlar yüzünden gözü kamaşan sürücüler yavaşlamak zorunda kaldı.
6. Lamba sıcak bir ışık veriyor ve oda iyi aydınlatılmış. Lamba açık ve bu beyefendinin okuduğu gazeteyi iyi aydınlatıyor.
Réponses:
1. Güneş ışığından gözü kamaşmış genç kadın, salonda oturmayı tercih ediyor.
Éblouie par la lumière du soleil, la jeune femme préfère rester assise dans le salon.
2. Zifiri karanlık gecede uzaktan cılız bir ışık gördük.
Dans la nuit noire, nous avons aperçu une lueur au loin.
3. Gece kulübünün yanıp sönen ışıkları ve soğuk/ölü ışığı iç karartıcı bir atmosfer yaratıyor.
Les lumières clignotantes et blafardes(froides) de la boîte de nuit créent une atmosphère sombre.
4. Şehrin ışıklandırılmış sokaklarında mutluluk saçan bir kalabalık yürüyor.
Dans les rues illuminées de la ville, une foule rayonnante de bonheur marche.
5. Kör edici farlar yüzünden gözü kamaşan sürücüler yavaşlamak zorunda kaldı.
À cause des phares aveuglants, les conducteurs éblouis(aveuglants) ont dû ralentir.
6. Lamba sıcak bir ışık veriyor ve oda iyi aydınlatılmış. Lamba açık ve bu beyefendinin okuduğu gazeteyi iyi aydınlatıyor.
La lampe donne une lumière chaude, la pièce est bien éclairée ; la lampe est allumée et éclaire bien le journal que lit ce monsieur.
Que dites-vous dans ces situations ?
1.Pas blanc comme neige, 2.à l’arme blanche, 3.marée noire, 4.carte blanche, 5.cousu de fil blanc, 6.voix blanche, 7.une nuit blanche, 8.blanc comme un linge, 9.blanchir de l’argent 10.voter blanc
Réponses:
- Blanc comme un linge (Kireç gibi bembeyaz / Solgun)
- Blanchir de l’argent (Para aklamak)
- Une nuit blanche (Uykusuz gece / Sabahlamak)
- Carte blanche (Tam yetki / Serbestlik)
- Marée noire (Petrol sızıntısı / Çevre felaketi)
- À l’arme blanche (Kesici/delici silahla)
- Pas blanc comme neige (Sütten çıkmış ak kaşık değil / Masum değil)
- Cousu de fil blanc (Yalanı çok bariz / Belli)
- Voix blanche (Donuk, duygusuz, şok anındaki ses tonu)
- voter blanc (Boş oy kullanmak / Sandığa boş pusula atmak)
Que dites-vous dans ces situations ?
1.Payer par carte bleue, 2.donner le feu vert, 3.être dans le rouge, 4.passer au rouge, 5.rouge comme une tomate, 6.voir rouge, 7.avoir la main verte, 8.faire une peur bleue, 9.ce n’est pas rose tous les jours, 10.cordon-bleu, 11.fleur bleue, 12.la main verte
Réponses:
- payer par carte bleue (Kredi/banka kartıyla ödemek)
- donné le feu vert (Yeşil ışık yakmak / Onay vermek)
- dans le rouge (Banka hesabı ekside / Parasız olmak)
- passer au rouge (Trafik ışığının kırmızıya dönmesi)
- rouge comme une tomate (Domates gibi kıpkırmızı olmak)
- vu rouge (Gözü dönmek / Çok öfkelenmek)
- a la main verte (Bahçe/bitki işlerine eli yatkın olmak)
- fleur bleue (Aşırı duygusal / romantik)
- fait une peur bleue (Ödünü koparmak / Çok korkutmak)
- ce n’est pas rose tous les jours (Her gün tozpembe/kolay değildir)
- cordon-bleu (Usta aşçı)
- la main verte (Bahçe işlerine eli yatkın olmak)