Le subjonctif présent : Nasıl çekimlenir ?
Subjonctif çekimi, fiilin köküne ekler eklenerek yapılır. Düzenli fiillerin bir kısmında kökler farklılık gösterebilir. Bu karışıklığın önüne geçmek için size tavsiyem, şimdiki zamanın 1. çoğul ve 3. çoğul şahıslarına göre çekim yapmanızdır. Böylelikle kök farklılıklarını kolayca görebilirsiniz. Bu yöntemle subjonctif çekimini daha doğru ve güvenli bir şekilde öğrenebilirsiniz.
Parler: Nous parlons, ils parlent
- Kökü bul: Subjonctif çekiminde fiilin kökü, şimdiki zaman 1. Çoğul ve 3. çoğul hâlinden alınır. Şimdiki zaman ekini çıkardığınızda her iki şahıs için de “parl” kökünü elde edersiniz. Yalnızca tek bir köke sahiptir.
- Ekleri ekle: Şimdi bu köke “subjonctif présent” eklerini ekleyin: -e, -es, -e, -ions, -iez, -ent.
- Fiili çekimlerken “que” bağlacını eklemeyi de unutmayın.
que je parle que tu parles qu’il parle | que nous parlions que vous parliez qu’il parlent |
Prendre: nous prenons, ils prennent
- Şimdiki zaman son ekini çıkardıktan sonra iki farklı kök elde ederiz: “PREN” ve “PRENN”.
- “PREN” kökü, nous ve vous şahıslarında kullanılırken, “PRENN” kökü diğer şahıslar için kullanılır.
- Şimdi bu köke “subjonctif présent” eklerini ekleyin: -e, -es, -e, -ions, -iez, -ent
que je prenne que tu prennes qu’il prenne | que nous prenions que vous preniez qu’ils prennent |
⚠️–ier ile biten fiillerde ve rire / sourire fiillerinde, subjonctif présent çekiminde “nous” ve “vous” için iki tane “i” harfini yazmayı unutmamak gerekir. Yani kökte zaten “i” olduğu için, ek gelince “ii” yan yana gelir.
- que nous criions → cri + ions
- que vous étudiiez → étudi + iez
- que nous riions → ri + ions
Le subjonctif présent : les verbes irréguliers
Subjonctif’te yalnızca 10 düzensiz fiil vardır. Ne yazık ki bunun için özel bir kural yoktur, bu fiilleri ezberlemek gerekir.
Fransızcada Kipler ve Subjonctifin Yeri
🔸 Fransızca fiil çekiminde dört temel kip vardır: haber (l’indicatif), koşul/şart (le conditionnel), emir (l’impératif) ve dilek/şüphe kipi olarak bilinen subjonctif.
🔸 Subjonctif kipinin dört zamanı bulunur: subjonctif présent, subjonctif passé, subjonctif imparfait, subjonctif plus-que-parfait.
🔸 Fakat günlük hayatta sadece présent ve passé du subjonctif kullanılır. Imparfait ve plus-que-parfait du subjonctif ise neredeyse sadece edebi eserlerde yer alır ve günümüzde pek kullanılmaz.
Subjonctif Nedir?
🔸 Subjonctif, Fransızcada kullanılan özel bir kiptir. Genellikle “que” bağlacından sonra gelen yan cümlelerde kullanılır.
Sujet 1 + verbe introducteur + que + sujet 2 + verbe au subjonctif
🔸 Bu kip, kesin olmayan durumları, gerçekleşmemiş eylemleri, şüpheleri, olasılıkları, duyguları, dilekleri, istekleri, korkuları, pişmanlıkları ve zorunlulukları ifade etmek için kullanılır. Yani subjonctif kipinde anlatılan şeyler, henüz gerçekleşmemiş, kesinleşmemiş veya tamamen öznel (kişisel duyguya bağlı) durumlardır.
⚠️“Que” bağlacının bulunması tek başına subjonctif gerektirmez. Subjonctif’in gelip gelmeyeceğini belirleyen şey, ana cümlenin fiilidir.
- Je suis sûr que c’est une bonne idée.
- Je ne suis pas sûr que ce soit une bonne idée.
Birinci cümlede konuşan kişi, fikrin gerçekten iyi olduğundan tamamen emin. Bu durum, konuşan için gerçek ve kesin kabul ediliyor. Bu yüzden indicatif kullanılır.
İkinci cümlede konuşan kişi emin değil, yani fikrin iyi olup olmadığı kesin değil. Bu bir şüphe veya olasılık durumu yaratıyor. Bu nedenle subjonctif kullanılır.
Subjonctif’in Kullanımında İki Özne Şartı
Fransızcada subjonctif genellikle iki farklı özne olduğunda kullanılır. Eğer hem ana cümlede hem yan cümlede özne aynı ise, subjonctif yerine infinitif (mastar) tercih edilir.
🔹 Tek özne durumunda → infinitif
- Je veux partir. (Gitmek istiyorum.)
- Elle a peur de se tromper. (Yanılmaktan korkuyor.)
🔹 İki farklı özne durumunda → subjonctif
- Je veux que tu partes. → “Gitmeni istiyorum.”
- Elle a peur qu’il se trompe. → “Onun yanılmasından korkuyor.”
Subjonctif’in Kullanıldığı Durumlar
1. İstek ve Arzu (un souhait ou une volonté)
- Je veux que tu sois heureux. (Mutlu olmanı istiyorum.) V
- Je souhaite que tu viennes demain. (Yarın gelmeni diliyorum.)
- Je désire qu’il vienne. (Onun gelmesini istiyorum.)
- J’espère qu’il viendra. (Gelmesini umuyorum.)
- Espérons qu’il ne pleuve pas ! (Yağmur yağmamasını umalım!)
2. Şüphe, belirsizlik ve olasılık (le doute, l’incertitude et la possibilité)
- Je ne suis pas sûr qu’il ait raison. (Haklı olduğundan emin değilim.)
- Je doute qu’il dise la vérité. (Onun doğruyu söylediğinden şüpheliyim.)
- Il se peut qu’il pleuve. (Yağmur yağabilir.)
- Il est possible que nous changions de plan. → Planımızı değiştirmemiz mümkün.
- Il arrive qu’ils soient en retard. → Bazen geç kalıyorlar.
- Il semble que tu sois fatigué. (Yorgun gibi görünüyorsun.)
- Il est probable que nous partirons lundi. (Büyük ihtimalle pazartesi günü yola çıkacağız.)
3. Zorunluluk, gereklilik ve yasaklama (une obligation, une nécessité et une interdiction)
- Il faut que nous finissions ce travail aujourd’hui. (Bu işi bugün bitirmemiz gerekiyor.)
- Il est nécessaire que tu sois présente au cours. (Derse katılman zorunludur.)
- Il ne faut surtout pas que vous ratiez le train ! (Treni kesinlikle kaçırmamalısınız!)
- La loi interdit que les enfants travaillent avant 16 ans. (Kanun, çocukların 16 yaşından önce çalışmasını yasaklıyor.)
4. Yargı (un jugement)
“Jugement” (veya Jugement de valeur), bir olaya veya kişiye bakıp onun hakkında “iyi, kötü, doğru, yanlış, ayıp, iğrenç” gibi bir yorum yapmaktır.
“Yargı” kişiseldir. Sana göre “ayıp” (honteux) olan şey, başkasına göre olmayabilir. Kesin bir gerçeklik değil, bir değerlendirme olduğu için Subjonctif devreye girer.
- Il est bon que… (İyi bir şey ki…)
- Il est injuste que… (Adaletsizce bir durum ki…)
- Il est honteux que… (Ayıp bir durum ki…)
- Il est normal que… (Normaldir ki…)
- Il vaut mieux que nous partions tôt. (Erkenden çıksak iyi olur.)
- C’est dommage que tu ne puisses pas venir demain ! (Yarın gelemeyecek olman çok yazık!)
- C’est génial qu’ils aient réussi l’examen. (Sınavı başarmış olmaları harika!)
- Il est important que tu fasses attention. (Dikkat etmeniz önemli.)
- Il est important que tu ailles chez le médecin si tu as des bleus partout. (Her yerinde morluklar varsa doktora gitmen önemlidir.)
5. Kişisel olumsuz yargı (ya da devrik soru cümleleri) (Les verbes d’opinion à la négation)
- Je ne crois pas qu’il soit honnête. (Onun dürüst olduğuna inanmıyorum.)
- Je ne pense pas que ce restaurant soit cher. (Bu restoranın pahalı olduğunu düşünmüyorum.)
- Je ne trouve pas que ce tableau soit intéressant. (Bu tablonun ilginç olduğunu düşünmüyorum.)
- Je ne pense pas que ça soit normal. (Bunun normal olduğunu düşünmüyorum.)
- Pensez-vous qu‘elle fasse ce travail ? (Sizce bu işi başarabilir mi?) Bazı kaynaklara göre zorunlu değil!
- Je crois qu’il est honnête. (Onun dürüst olduğuna inanıyorum.)
6. Duygu ve Hisler (une émotion ou des sentiments)
- Émotion (Duygu/Heyecan): Daha ani, kısa süreli ve fiziksel tepki veren durumlardır. O anlık patlamalardır. Korku (La peur), Şaşkınlık (La surprise), Öfke (La colère).
- Sentiment (His/Duygu Durumu): Daha uzun süreli, kalıcı ve zihinsel durumlardır. Birine karşı beslenen histir. Sevgi (L’amour), Mutluluk (La joie), Pişmanlık (Le regret).
Émotion bir dalga gibi gelir geçer, Sentiment denizin kendisi gibi orada kalır. Ama Subjonctif için ikisi de aynı kapıya çıkar: İç dünyamızı anlatıyorsak Subjonctif kullanırız.
- Je suis triste que tu partes si tôt. (Bu kadar erken gitmene üzülüyorum.)
- Ils sont contents que nous soyons invités. (Davet edilmiş olmamıza seviniyorlar.)
- Elle craint que son fils ne tombe malade. (Oğlunun hasta olmasından korkuyor.)
- J’ai peur qu’il ne comprenne pas la question. (Soruyu anlamamasından korkuyorum.)
7. Bazı bağlaçlardan sonra (après certaines conjonctions)
(pour que, afin que, avant que, bien que, à condition que, à moins que …)
- Il est parti sans que je le voie. (Görmeden gitti.)
- Avant que tu partes, prends tes affaires. (Gitmeden önce eşyalarını al.)
8. Superlatif/ Restriction + Subjonctif
Superlatif (le plus / le moins / le mieux / le pire…)
Restriction (le seul / l’unique / le premier / le dernier…)
- C’est la seule solution qui convienne. (Uygun olan tek çözüm bu.) -Öznellik var.-
- C’est le meilleur livre que tu puisses lire. (Okuyabileceğin en iyi kitap bu.) -Benim yargım.
- C’est le premier étudiant qui a terminé l’examen. (Gerçek: sınavı bitiren ilk öğrenci o.)
- C’est le plus long fleuve qui traverse la France. (Fransa’dan geçen en uzun nehir budur.) (Objektif bilgi olduğu için “indicatif” kullanıldı.)
9. Relatif cümlelerde subjonctif, bazen var olup olmadığı belirsiz veya şüpheli olan bir şeyi ifade ederken kullanılır.
- Je cherche un livre qui puisse m’aider. (Bana yardımcı olabilecek bir kitap arıyorum.)
- Böyle bir kitabın var olup olmadığından emin değilim. → subjonctif kullanılır.
- Je cherche un livre qui peut m’aider. (Bana yardım edebilecek bir kitap arıyorum.)
- Böyle bir kitabın gerçekten var olduğunu düşünüyorum. → indicatif kullanılır.
- Pourquoi faut-il que tu ___________ si tôt ? (partir)
- Il vaut mieux que vous ___________. (consulter.)
- Il est temps que nous ___________ une décision ferme. (prendre)
- Il est important que nous ___________ à l’heure. (etre.)
- Il est urgent que l’on ___________ un remplaçant. (trouver.)
- Il n’est pas impossible que nous ___________ à Paris cet été. (aller)
- Il est peu probable qu’ils ___________ avant la nuit. (arriver)
- Il se peut que Marie ___________ un problème. (avoir)
- Il est possible que nous ___________ une erreur. (faire)
- Il est improbable qu’ils ___________ ce soir. (venir)
- Croyez-vous qu’il ___________ capable de tenir cette promesse ? (etre)
- Je ne pense pas qu’il ___________ répondre correctement.(savoir)
- Il n’est pas certain qu’elle ___________. (réussir)
- Êtes-vous certaine qu’il ___________ vraiment coupable ? (etre)
- Je souhaite que vous ___________ profiter de ce voyage. (pouvoir)
- J’ordonne que les portes ___________ fermées après minuit. (rester)
- Je conseille que tu ___________ attentivement ce document. (lire)
- Je permets que mes élèves ___________ leurs notes pendant l’examen. (utiliser)
- Je ne veux pas que tu ___________ sans prévenir. (partir)
- Il a refusé que nous ___________ dans son bureau. (entrer.)
- Ça serait bien que tu ___________ dîner chez nous ce week-end. (venir)
- Je demande que chacun ___________ le silence pendant le discours. (garder)
- J’interdis que mes enfants ___________ seuls le soir. (sortir)
- Je m’oppose à ce que l’on ___________ cette règle. (modifier)
- Il est anormal que les résultats ne ___________ pas publiés. (etre)
- Je suis surpris que vous___________ cela. (faire)
- J’ai peur qu’il n’___________ seul. (aller)
- Je suis fâché qu’il ne ___________ pas aider. (vouloir)
- Il est dommage que tu ne ___________ pas venir. (pouvoir)
- Il semble qu’il ___________ malade. (etre)
- C’est la seule personne qui ___________ la vérité. (savoir)
- Il est parti sans que nous le ___________ . (voir)
- Je parle fort pour que tout le monde m’___________ . (entendre)
- Bien qu’elle ___________ fatiguée, elle continue à travailler. (etre)
- Je finirai mes devoirs avant que tu n’___________ te coucher. (aller.)
- Je préfère que tu ___________ demain. (venir.)
- Je déteste que les gens ___________ fort. (parler)
- J’ai du mal à croire qu’il ___________ dit ça. (avoir)
- Il serait préférable que vous ___________ tôt. (venir)
Réponses
- Pourquoi faut-il que tu partes si tôt ? (Neden bu kadar erken gitmen gerekiyor?)
- Il vaut mieux que vous consultiez. (Bir doktora danışmanız daha iyi olur.)
- Il est temps que nous prenions une décision ferme. (Artık kesin bir karar vermemizin zamanı geldi.)
- Il est important que nous soyons à l’heure. (Zamanında olmamız önemli.)
- Il est urgent que l’on trouve un remplaçant. (Acilen bir yedek bulmamız gerekiyor.)
- Il n’est pas impossible que nous allions à Paris cet été. (Bu yaz Paris’e gitmemiz imkânsız değil.)
- Il est peu probable qu’ils arrivent avant la nuit. (Gece olmadan gelmeleri pek olası değildir.)
- Il se peut que Marie ait un problème. (Marie’nin bir sorunu olabilir.)
- Il est possible que nous fassions une erreur. (Bir hata yapmamız mümkün.)
- Il est improbable qu’ils viennent ce soir. (Bu akşam gelmeleri olası değil.)
- Croyez-vous qu’il soit capable de tenir cette promesse ? (Bu sözü tutabileceğine inanıyor musunuz?)
- Je ne pense pas qu’il sache répondre correctement.(Doğru cevap verebileceğini sanmıyorum.)
- Il n’est pas certain qu’elle réussisse. (Başaracağı kesin değil.)
- Êtes-vous certaine qu’il soit vraiment coupable ? (Gerçekten suçlu olduğundan emin misiniz?)
- Je souhaite que vous puissiez profiter de ce voyage. (Bu yolculuktan keyif almanızı diliyorum.)
- J’ordonne que les portes restent fermées après minuit. (Kapıların gece yarısından sonra kapalı kalmasını emrediyorum.)
- Je conseille que tu lises attentivement ce document. (Bu belgeyi dikkatlice okumanı tavsiye ediyorum.)
- Je permets que mes élèves utilisent leurs notes pendant l’examen. (Öğrencilerimin sınav sırasında notlarını kullanmasına izin veriyorum.)
- Je ne veux pas que tu partes sans prévenir. (Haber vermeden gitmeni istemiyorum.)
- Il a refusé que nous entrions dans son bureau. (Onun ofisine girmemize izin vermedi.)
- Ça serait bien que tu viennes dîner chez nous ce week-end. (Bu hafta sonu bizimle yemeğe gelmen çok iyi olurdu.)
- Je demande que chacun garde le silence pendant le discours. (Konuşma sırasında herkesin sessiz kalmasını istiyorum.)
- J’interdis que mes enfants sortent seuls le soir. (Çocuklarımın akşamları tek başına dışarı çıkmasını yasaklıyorum.)
- Je m’oppose à ce que l’on modifie cette règle. (Bu kuralın değiştirilmesine karşı çıkıyorum.)
- Il est anormal que les résultats ne soient pas publiés. (Sonuçların açıklanmamış olması anormaldir.),
- Je suis surpris que vous fassiez cela. (Bunu yapmanıza şaşırdım.)
- J’ai peur qu’il n’aille seul. (Tek başına gitmesinden korkuyorum.)
- Je suis fâché qu’il ne veuille pas aider. (Yardım etmek istememesine kızgınım.)
- Il est dommage que tu ne puisses pas venir. (Gelememen kötü.)
- Il semble qu’il soit malade. (Hasta gibi görünüyor.)
- C’est la seule personne qui sache la vérité. (Gerçeği bilen tek kişi o.)
- Il est parti sans que nous le voyions. (Biz görmeden gitti.)
- Je parle fort pour que tout le monde m’entende. (Herkes beni duysun diye yüksek sesle konuşuyorum.)
- Bien qu’elle soit fatiguée, elle continue à travailler. (Yorgun olmasına rağmen çalışmaya devam ediyor.)
- Je finirai mes devoirs avant que tu n’ailles te coucher. (Sen yatmaya gitmeden önce ödevimi bitireceğim.)
- Je préfère que tu viennes demain. (Yarın gelmeni tercih ederim.)
- Je déteste que les gens parlent fort. (İnsanların yüksek sesle konuşmasından nefret ediyorum.)
- J’ai du mal à croire qu’il ait dit ça. (Bunu söylediğine inanmakta zorlanıyorum.)
- Il serait préférable que vous veniez tôt. (Erken gelmeniz daha iyi olurdu.)